Kapitalizmin Penis Eklektiği ve Homofobi Üzerine

Köşe Yazıları | 0 Yorum

YAVUZ CİNGÖZ

Kapitalizmin eşcinseller için de “pembe bir pazar” yarattığı söylenir. Ancak bu pazardan payını alanlar genellikle erkek eşcinseller olur. Dergiler, barlar, mağazalar ağırlıklı olarak erkek eşcinsellerin beğenilerine -erkek beğenilerine- göre şekillenmiştir. Eşcinsellerin bir kısmı maddi anlamda problemlerini çözdükleri zaman kendilerini gizleyebileceklerini ve gizlemek zorunda olmayacağı alanları da parasıyla yaratabileceğini, yani özgürlüğü para ile satın alabileceğini düşünür.

Oysa ki bu yapay özgürlük anlayışı ayrımcılığa karşı örgütlenmenin önüne geçtiği gibi özgürlüğü sadece kapitalizmin verebileceği yanılgısını da beraberinde getirerek hareketin önüne geçer.

Benzerlikleri örgütleyen aydınlanmanın, 18. yüzyılda gettoları da yaratmaya başlaması,yüzyıl içinde kapitalizmin ve sanayileşmenin olağanüstü bir ivmeyle yükselişe geçişiyle birlikte daha da belirginlik kazanmıştı. Homofobi de yine aynı şekilde eşcinsel görünürlüğünün artmasıyla birlikte yükselmiş ve kapitalizmin getirdiği bir ahlak sorunu olarak zihinlerde yer etmeye başlamıştı. Ne var ki sürecin toplumsallığı ve öğrenilmişliği bugün de tazeliğini korumaktadır. Doğal bir akış içinde değil kadınlaşma üzerinden ve erkek birliğine yönelik bir darbe olarak algılanmasından dolayı redde tabidir.

Ailenin reisi olan babanın, babaerkil toplumdaki konforlu yeri ve babalar birliği için tehlike oluşturan erkek eşcinselliğinin doğal olmayan bir bir tehlike unsuru olmasının yanı sıra lezbiyenlik bir tehlike olarak görülmez. Bunun nedeni kadın görünürlüğünün olmamasından ziyade lezbiyenliğin patriyarka için tehlike oluşturmayacak kadar önemsiz olması noktasında birleştirir erkekleri.

Catharine A. MacKinnon’ın Marx ‘ı eleştirdiği makalelerinde yer verdiği bazı satırlarla harmanlayarak, ideolojilerin eşitlik nidaları atmadan önce revize edilmeleri gerektiğine de temas etmiş olalım; antropoloji penceresinden bakıldığında toplum öncesi ile toplumsal olan arasındaki çizginin toplum tarafından çizildiği görülür. Ancak K. Marx kadınların toplum tarafından değil doğa tarafından tanımlandığını düşünür. Cinsiyeti de toplumsal incelemeye tabi olmayan maddi altkatman içinde değerlendirir. Kadınlar ücret karşılığı meta üretiyor olsalar bile onlardan öncelikle anneler, ev hanımları ve daha zayıf bir cinsin üyeleri olarak söz eden Marx, toplumsal olarak nerde bulunuyorsa o yere aittir diyen liberal görüşle ortaklaşır. Kadınlar biyolojik özellikleriyle değerlendirilip kategorilendirilirken “kadın işçiler” üretimde yer alıp ev hanımlığından “işe yarar” bir üretime terfi etmesi, çalışma hayatında bir eşitliği sağlarken erkek evde çalışmama özgürlüğünü korumaya devam eder.

Erkeklik en temel sorundur. Penise sahip olma üzerinden örgütlenir, ayrıcalık getiren kodların sahiplenilmesi ve yüceltilmesiyle yeniden üretilir. Üretim ilişkilerine de şekil verir.

Patriyarka erkek bir evlat olarak kapitalizmi yaratmış ve bugün o evlat babasını en güzel şekilde temsil edip yaşatmaya devam etmektedir. Kendi kendini koruduğu gibi bütün bir tarihi ipotek altına almıştır. Feminist bir perspektiften bakılmadıkça, erkeklik ve onun araçları ile mücadele edilmedikçe homofobinin de önüne geçmek mümkün olmayacaktır.

Kapitalizmin kendine özgü ahlak anlayışı sadece eşcinselleri değil sömürebildiği ne varsa hepsine hükmeder, yalnızlaştırır ve yok eder. Örgütlenmelerini de engeller, erkekliği ezberi yinelemek ve sağlamlaştırmak için hayatın her alanına sokar. İktidar erkektir ve erkeklik de penisi olana verilmiş olan bir rütbedir. Bu rütbe biyolojik erkeklere doğuştan verilmiş olsa da bunu reddedenler vardır, tıpkı penisleri olmamasına rağmen varmış gibi davrananlar olduğu gibi…

Dilden başlamak üzere, üsluba kadar erkekliğin dayattığı kodlar değiştirilmedikçe özgürlük bir sanrıdan ibaret olacaktır. “Eşit dağılım” yoksul sınıfın sorunu “varlık” ile çözülebilir, ancak o varlık ezilenlerin sorunlarını çözmeye yetmeyecektir. Bu yüzden sorunların hiyerarşisini reddederek LGBTT’lerin yaşadığı sorunların, diğer ezilenlerin sorunlarıyla aynı öneme sahip olduğunu anlamak ve bunları çözme noktasında da aynı hassassiyeti göstermek gerekir.

Standartlaşmış algıların dizginleyip kalıplara soktuğu zihinlerimizi ve bedenlerimizi özgürleştirmek için erkeklikten kurtulmaktan başka seçenek yoktur.

*15 Kasım 2009 Anti Capitalist Direniş Festivali / “Kapitalizmin Ahlakı ve Homofobi” başlıklı oturumun metnidir.

Etiketler:

Yukarı

Yorum Yap